Attention

Mesaj Önizleme 
Dalaletten kurtulup hidayete ermek
Yazar Mesaj
ozkan_ayhan Çevrimdışı
Aktif Üye
***

Mesajlar: 375
Katılım: Aug 2008
Karma Puanı: 5
Mesaj: #1
Dalaletten kurtulup hidayete ermek
DALALETTEN KURTULUP HİDAYETE ERMEK
14. basamakta kişi mürşidine ulaşmış, nefs tezkiyesi başlamıştır. Kişi mürşidine ulaşmış dalâletten kurtulmuş, mürşidine ulaşmış, mü’min olmuştur. Bir kişi mürşidine ulaşırsa dalâletten kurtulup hidayete mi adım atar? Kesinlikle. 10 ayeti kerime Kur’anı Kerim’de bunu söylüyor.

1) 28/ KASAS-50: Fein lem yesteciybû leke fa’lem ennemâ yettebi’ûne ehvâehüm, ve men edallü mimmenittebe'a hevâhü bigayri hüden minallah, innallahe lâ yehdiylkavmezzâlimiyn
Eğer sana (senin hidayete erdirme davetine) icabet etmezlerse (uymazlarsa), o zaman bil ki onlar hevalarına (nefislerine) tâbî olmuşlardır. Allah'tan (Allah’ın tayin ettiği) hidayetçiye değil de hevasına (nefsine) tâbî olan kişiden daha çok dalâlette olan kim vardır? Muhakkak ki Allah zalim kavimleri hidayete erdirmez.

Demek ki bir insan mürşidine ulaşamazsa dalâlettedir.
2) 20/ TAHA-123: Kaâlehbitâ minhâ cemiy’an ba’duküm liba’dın adüvv, feimmâ ye’tiyenneküm minniy hüden femennittebe’a hüdâye felâ yadıllu ve lâ yeşkaâ.
Birbirinize düşman olarak oradan hepiniz aşağı inin. Bizden size yaşadığınız devrede hidayetçimiz geldiği zaman, kim hidayetçimize tâbî olursa, o dalâlette kalmaz ve şâkî de olmaz.

Yâni hem hidayetçi, hem hidayet.

3) 18/ KEHF-17 : Men yehdillâhü fehüvelmühted, ve men yudlil felen tecide lehü veliyyen mürşidâ.
Allah kimi kendisine hidayet etmişse (kimin ruhunu kendisine ulaştırmışsa) o muhakkak ki hidayete ermiştir. Kim de dalâlete düşmüşse onun için bir velî Mürşid bulunmaz.

Yâni o kişiler dalâlette kaldılarsa mürşitlerini aramadıkları içindir. Onlar için bir veli mürşid bir evliya mürşid bulunmaz. Bütün mürşidler evliyadır. Sonra nereye ulaşıyoruz? Bu noktadan itibaren Allahû Teâlâ diyor ki;

4) 45/ CASİYE-23: Efere’eyte menittehaze ilâhehü hevâhü ve edallehullahü alâ ilmin ve hateme alâ sem’ıhî ve kalbihî ve ce’ale alâ basarihî gışâveh, femen yehdiyhi min ba’dillâh, efelâ tezekkerûn.
Hevalarını (nefslerini) kendilerine ilâh edinenleri görmedin mi (habibim), Allah onları bir ilim üzere dalâlette bırakır, onların kalplerindeki sem'i (işitme) hassasını ve kalplerini (kalpteki idrak hassasını) mühürler ve onların kalplerindeki basar (görme) hassasının üzerine gışavet (isimli bir perde) çeker. Öyleyse (artık) Allah’tan sonra kim bu kişiyi hidayete erdirebilir? Halâ düşünmez misiniz?

Niçin ilâh ediniyorlar kendilerine, nefslerine tâbî oldukları için. Kimler onlar Kasas 50’ye göre mürşidlerine tâbî olmayanlar. Demek ki bunlar mürşidlerine tâbî olmadıkları için dalâlette olanlardır.

5) 62/CUMA-2: Hüvelleziy be’ase fiyl’ümmiyyiyne resûlen minhüm yetlû aleyhim âyâtihî ve yüzekkiyhim ve yü’allimühümülkitâbe velhikmete ve in kânû min kablü lefiy dalâlin mübiyn.
Onlara onların içinde Allah'ın âyetlerini okusun, onları tezkiye etsin ve onlara kitap ve hikmeti öğretsin diye, ümmîler için onların aralarından Resûl be’as eden (vazifeli kılan, hayata getiren) O Allah'dır. Ondan evvel (bu resûle tâbî olmadan evvel) onlar açık bir dalâlet içinde idiler

Dînlerin birleşmesi müessesesinde bütün kavimlerde yaşayan Resûl’ler kendi kavimlerinde bulunanların hidayete ermesi istikametinde görev alacaklar.

6) 3/ ÂL-İ İMRAN-164: Lekad mennallahü alel mü'minîne iz be’ase fîhim resûlen min enfüsihim yetlû aleyhim âyâtihi ve yüzekkihim ve yü’allimühümülkitâbe velhikmeh, ve in kânû min kablü lefî dalâlin mübîn.
Andolsun ki mü'minlerin (başlarının) üzerine (Resûl’lerin ruhları) bir nimet olmak üzere kendi zamanlarında kendi içlerinden bir Resûl be'as ederiz, onların aralarında (her kavmin içinde) onlara Allah’ın âyetlerini tilâvet eder, onları tezkiye eder ve onlara kitap ve hikmeti öğretir. Ondan evvel (bu Mürşid Resûl’lere tâbî olmadan evvel) onlar açık bir dalâlet içinde idiler.)

Dalâletten kurtulabilmeleri için Resûl’e tâbî olmaları gerekiyor. Burada Allahû Teâlâ’nın açık bir işaretini görüyoruz. Tâbî olmayan dalâletten kurtulamıyor.

7) 46/ AHKÂF-32: Ve men lâ yücib dâ'ıyallahi feleyse bimu'cizin fiyl'ardı ve leyse lehü min dûnihî evliyâ', ülâike fiy dalâlin mübiyn.
Allah’a davet edene icabet etmeyen (tâbî olmayan) kişi dünya üzerinde Allah’ı aciz bırakacak değildir. Ve onun Allah’tan başka dostu da yoktur. Onlar (Allah’ın davetçisine tâbî olmayanlar) açık bir dalâlet içindedirler.


8) 16/NAHL-36: Ve lekad be’asnâ fiy külli ümmetin resûlen eni’büdullahe vectenibûttâguût, feminhüm men hedallahü ve minhüm men hakkat aleyhiddalâleh, fesiyrû fiyl’ardı fanzurû keyfe kâne âkıbetülmükezzibiyn.
Ve andolsun ki biz bütün ümmetlerin (milletlerin, kavimlerin) içinde Resûl’ler be’as ettik, (hayata getirdik, vazifeli kıldık) taguttan kurtulsunlar ve Allah’a kul olsunlar diye. Onlardan bir kısmı hidayete erdi ve bir kısmının üzerine dalâlet hak oldu. (Resûl’lere tâbî olanlar hidayete erdi, tâbî olmayanların ise üzerine dalâlet hak oldu). Yeryüzünde gezin, yalanlayanların akıbetinin nasıl olduğunu görün.

9) 39/ ZÜMER-23 : Allahü nezzele ahsenelhadîys, kitâben müteşâbihen mesâniy, takşa’ırru minhü cülûdülleziyne yahşevne rabbehüm, sümme teliynü cülûdühüm ve kulûbühüm ilâ zikrillâh, zâlike hüdallahi yehdiy bihi men yeşâ , ve men yudlilillâhü femâ lehü min hâd.
Allah ihdas ettiği (nurların) ahsen olanlarını ikişer ikişer (rahmet-fazl ve rahmet-salâvat) kitaba müteşabih (benzer) olarak indirir. Bu (nurlar)dan insanların derileri (tüyleri) ürperir ve Rabb’lerine karşı huşu sahibi olurlar, sonra Allah'ın zikri ile (bu nurlar) kişinin derilerini (vücudunu) ve (nefsinin) kalbini yumuşatır (titretir, aydınlatır, tezkiye eder ve böylece kişinin ruhunu Allah'a ulaştırır ve onu hidayete erdirir). İşte bu Allah'ın hidayetidir ki, Allah dilediği kişiyi (nefsini Allah’ın nurlarıyla tezkiye ederek ve böylece Zat’ına ulaştırarak) hidayete erdirir. Kimi de dalâlette bırakırsa onun için bir hidayetçi yoktur.

10) 7/ ARAF-186: Men yudlilillâhü felâ hâdiye leh, ve yezerühüm fiy tuğyânihim ya'mehûn.
Allah kimi dalâlette bırakırsa onun için hidayetçi yoktur. Allah onları isyanları (azgınlıkları) içinde şaşkın bir halde bırakır.

Allahû Teâlâ isyan kelimesini kullanıyor. Kim Allah’a ulaşamazsa, o Allah’a isyan etmiştir. Tâbî olmuyorsa, Allah’a isyan etmiştir. “Allah onları isyanları içinde şaşkın bir halde bırakır.” diyor.
Bu 10 âyeti kerime ile Allahû Teâlâ bize ispat ediyor ki mürşidine ulaşamayan kişi dalâlettedir. Bütün dinler, bütün kutsal kitaplar, insanları dalâletten kurtarmak için rehber olarak gönderilmişlerdir.
Aslında biz adına dînler diyoruz ama Allah’a teslim olmanın dışında, başka bir dîn hiç olmamıştır. Nasıl başlangıçta bir tek dîn varsa, sonunda da öyle olacaktır. Allah’a teslim olmak herkes için en güzel davranış biçimini oluşturacak.
Ve insanlar böyle bir dizayn içerisinde inşallah Allah’a teslim olmayı hedef alacaklar.
Öyleyse bir tarafta inananlar, Allah’ın dostları, Allah’ın adamları. Bir tarafta inanmayanlar, şeytanın dostları, şeytanın adamları. Allah mutlaka nurunu dünya üzerinde tamamlayacaktır.
09-01-2008 09:46 AM
Bu kullanıcının gönderdiği tüm mesajları bul Bu mesajı bir cevapta alıntı yap
Attention

Mesaj Önizleme 


Foruma Git:

Bize UlaşınWebVadisiEn Üste Dönİçeriğe DönArşivRSS Beslemesi