Attention

Mesaj Önizleme 
Günaha Girmenin Sebebi Bilmemek mi? (2)
Yazar Mesaj
sultana_sevdali Çevrimdışı
Özel Üye
****
Emekli Mod

Mesajlar: 3,598
Katılım: Jun 2006
Karma Puanı: 687
Mesaj: #1
Günaha Girmenin Sebebi Bilmemek mi? (2)
Nebiler ve veliler, dünya ile ahiret arasında önemli bir denge kurmuşlardır. Adem [A.S] dünyalık elde ederken dini hayatına gölge düşürmemiştir. Davud [A.S] demiri işlerken, Süleyman [A.S] sepet örerken, Musa, Şuayb [A.S] çobanlık yaparken, Muhammed Mustafa [s.a.v] Efendimiz çobanlık ve ticaret yaparken, rızk endişesi ile dinlerini heba etmemişlerdir.

Allahu Teâla, yaratmış olduğu insanın özelliklerini ve yaratılış gereğinin bütün hallerini Adem [AS]'a göstermiştir. Adem [A.S] nebilik sıfatı ile bütün bunları bildi, ilim sahibi oldu. Ondaki bu ilim, kendisinden sonra tüm nebilere, sahabilere, havarilere, velilere ve bütün müminlere miras kaldı.

Şu halde, bugün ilim sahibi olanların, bu ilimleri bilmesi ve müminlere öğretmesi asla gizlememesi gerekir. Hakk'a uzanan yolların her türlü inceliklerini, nefsin sıfatlarını insanlara tanıtmaları lazım gelir.

Nefis, dünya nimetlerinden haz duyar, zevk alır. Bu nimetlerden yararlanamadığı zaman daralır. Onun için dünyalık imkanlara, lezzetlere sevinmek öldürürcü zehir gibidir. Adeta damar ve iliklere işleyerek kişiyi öldürür. Rabbimiz Teâla şöyle buyurur:

" Dünya hayatına razı olup onunla huzur bulanlar ve ayetlerimizden gafil olanlar var ya, işte onların kazanmakta oldukları (günahlar) yüzünden varacakları yer, ateştir." (Yunus, 7-8)

İnsanoğlu nefsinin arzularına zamanla alışır, lezzetlerden büyük bir pay alır, haramlara dalar gider. Oysa dünya hayatındaki lezzetler, ahiret yolculuğunda bir yol azığı olmalıdır. Dünya, huzur ve saadetin yeri değil, gerçek huzurun mekanı olan ahiret hayatını kazanma yeridir. Rabbimiz Teâla:

"Bilin ki dünya hayatı, ancak bir oyun, eğlence, bir süs, aranıza bir övünme ve daha çok mal ve evlat sahibi olma isteğinden ibarettir" (Hadid, 20) buyurur.

İşte Allah dostları bu dünya hayatını tecrübe etmişler, arifler basiret gözüyle dünya lezzetlerini denemişler, şu neticeye ulaşmışlardır:

"Dünya lezzetleri, ilâhi rahmeti kazandırmaz. Zamanla insan bu lezzetlere meleke kazanır."

Bunun anlamı şudur: Sigara içmeye başlayan çoğu insan, 'canım bir tane içmekle ne olacak, hiçbir şey olmaz' diye içmeye başlamıştır. Önceleri hiç fark etmemiştir. Ama zamanla sigaranın tiryakisi olmuştur. Bırakmak istese de bırakamaz hale gelmiştir.

Artık sigara öyle bir ünsiyet meydana getirmiştir ki asla kendisinden ayrılamaz, kişi de onu terk edemez olmuştur, içki bağımlıları da buna benzer bir şekilde başlamıştır.

İşte dünya lezzetleri mubah olsa bile zamanla insanı farklı mecralara sevk edebilir. Şüphe ve haramlara alıştırabilir, namazı terk ettirebilir, orucu, zekatı basit bir amel gibi gösterebilir, haramı helal, helali haram olarak sunabilir. Derken günahlara dönüşen bu durum, ibadetlerde tembelliğe götürür.

Allah'ın veli kulları, bütün bunları tecrübe ettikten sonra müminin günaha girmesinin sebebi olarak, nefis ve şeytanın aldatmacalarına dikkat etmişlerdir, insanlara günahlarından tövbe etme ve günahlarını fark etme imkanlarını hazırlamışlardır.

Günahları tanımanın önemli bir yolu, kötü arkadaşı ve çevreyi terk etmektir. Kötü arkadaşını terk edemeyen, alışkanlık haline gelen bir işi de bırakamaz. Onun için Ebul Hasan eş-Şâzelî Hazretleri şöyle diyor:

"Tabiatlaşan günahlar, kişinin kalbinde nifak tohumlarını eker. Bu yüzden kişi, ibadetin lezzetini alamaz. Her günah kalpte bir yara açar. O yaralar nifak olur. O zaman ibadetin lezzeti yok olur."

Bu durum şahin kuşunun terbiyesine benzer. Şahin kuşunu padişahlar ava götürür, ona kuş yakalatırlardı. Ancak şahin, yırtıcı bir kuş olduğundan yakaladığı avını parçalar, yer. Bu yüzden kafese konulan şahinin gözleri kapatılır, zaman zaman çeşitli .sesler verilerek, kafesin içine et bırakılır.

On beş-yirmi gün bu şekilde şahine, ses karşılığında et bırakılınca kuş bu seslere alışır. Nihayet onu kafesten çıkarırlar. Ne zaman kendisine öğretilen sesi duyarsa, kuş kendisine et verileceğini anlar, o sese yönelir, sahibinin omzuna konar. Artık sahibine alışınca, avladığı kuşları sahibine getirir verir.

İnsan da kendi nefsini böyle terbiye etmelidir. Gözlerini haramdan, kendini kötü arkadaştan korumalıdır. Hayırlı olanı yapmalıdır. Nasıl ki bir çocuk önce anne memesine alışır, daha sonra kendisine mama verilir, derken katı yiyeceklere alıştırılır ve memeyi terk eder; işte bunun gibi bir insan da hayır ve güzele, günah ve sevaba alışkanlık kazanır. Bu nefsi terbiye etme meselesidir.

Nefse nasıl muamele edersen, ona göre karşılık verir. Nefis terbiye edilemez bir şey değildir. Nefsin sebep olduğu günahların önüne geçmek ancak nefsin isteklerini bilen bir mürşit ile mümkündür.

Şu halde insan irşada muhtaçtır. Nefis terbiye edilmez ise mümin işlediği günahlardan vazgeçemez. Tövbesi sadece dil ile olur. Onun için mürşid-i kamiller müminlere tövbe telkin ederler, tövbe kapısını açarlar, günah kapılarını kapatırlar.

DİKKAT sultana_Sevdali BİR MOSTAR DERGİSİ GÖNÜLLÜSÜDÜR!!!!

MOSTAR DERGİSİ kültür erozyonuna karşı her ay dikilen bir ağaçtır!!!
03-07-2007 07:09 PM
Kullanıcının websitesini ziyaret et Bu kullanıcının gönderdiği tüm mesajları bul Bu mesajı bir cevapta alıntı yap
Attention

Mesaj Önizleme 


Benzer Konular...
Konu: Yazar Cevaplar: Gösterim: Son Mesaj
  Günaha Girmenin Sebebi Bilmemek mi? (1) sultana_sevdali 0 59 03-07-2007 07:08 PM
Son Mesaj: sultana_sevdali

Foruma Git:

Bize UlaşınWebVadisiEn Üste Dönİçeriğe DönArşivRSS Beslemesi