Mesaj Önizleme  Konuyu Gönder 
Sayfa (4): « İlk < Önceki 1 [2] 3 4 Sonraki > En Son »
Nikah
05-04-2007 04:32 PM
Cvp: Nikah
Mesaj: #9
baronahmet
T Ü R K İ Y E
Kovuldu

Üye Bilgileri

Üye No: 1234
Mesajlar: 1,704
Nerden: ErzuruM
Cinsiyet: Bay
Grup: Kovuldu
Statü: Uzakta
Katılım: Oct 2006
[Konularim | Mesajlarim]

Kaynana Gelin Niçin Geçinemez?

Gelin-kaynana çekişmesi; fıkraların, şakaların ve özellikle de dedikoduların en zengin malzemesi durumundadır. Gelinler kaynanalardan, kaynanalar da gelinlerden hep yakınırlar. Sanki kendilerinin hiç hataları, kusurları, kırıcı hareketleri yokmuş gibi.

Gelin-kaynana çekişmesinde hangisini dinliyorsanız ona hak veriyorsunuz. O zaman çözüm nedir? Ne yapmalı ki problem asgariye insin? Sakin, dengeli, huzurlu bir ilişki nasıl kurulabilir? Bu yazımızda öncelikle gelinlere sesleneceğiz.

Sevgili gelinler! Eşinize, çocuklarınıza sevgi dolu, fedakâr, uyumlu ve yürekten bağlanışınız, kayınvalidenizle bir güven duygusu oluşturacak, biricik oğlunun “emin ellerde” olduğunu düşünerek rahatlayacaktır.

İyice biliniz ki, kayınvalidenize göstereceğiniz saygı, yakınlık, içtenlik ne kadarsa, günü gelince siz de gelininizden o kadar karşılık göreceksiniz.

Öz annenizin kırıldığınız söz ve davranışları, nasıl yüreğinizde iz bırakmadan uçup gittiyse, kayınvalideniz de bu engin hoşgörü ve aftan yararlansın.

En kızgın anınızda bile terbiye ve edebinizi muhafaza edin, sabırlı olun. Mükafatınız bu dünyada huzur, ahirette ebedi saadet olarak ödenecektir.

Kendi annenizin kusurunu insanlardan özellikle eşinizden nasıl gizleme gayreti duyuyorsanız, kayınvalidenize de aynısını yapın. Fark edilir, evlat gibi sevilirsiniz.

İçinizden gelmese bile hediyeleşiniz. Zaman zaman ziyaretine gidiniz.

Herhangi bir konuda iddialaşmayın. Yumuşak bir ifadeyle “Siz de haklısınız, ama ben böyle düşünüyorum.” deyin ve susun.

“Ne” söylediğiniz kadar “nasıl” söylediğiniz de önemli. Hareket, mimik ve ses tonunuza dikkat edin.

Atalarımızın da dediği gibi:

“İyilik yap denize at. Balık bilmezse, Hâlık bilir.” Biz görmesek de “gizli kameralar” her an hayatımızı belgeliyor.

Rabbimiz, rızasını kazanmak için sarf edilen gayretleri biliyor ve zerre miktarı kadar hayır, yahut zerre miktarı kadar şer kaybolmuyor. Ayrıca neyin hakkımızda hayırlı olduğunu bizler bilemeyiz. Unutmayın.

Grup Hepsi - Günlük Burçlar - Masal - İlahi Dinle - SEO - Şekilli Nickler - Msn Nickleri - Gaflar
Kullanıcının websitesini ziyaret et
Bu kullanıcının gönderdiği mesajları bul Bu mesajı bir cevapta alıntı yap

05-04-2007 04:33 PM
Cvp: Nikah
Mesaj: #10
baronahmet
T Ü R K İ Y E
Kovuldu

Üye Bilgileri

Üye No: 1234
Mesajlar: 1,704
Nerden: ErzuruM
Cinsiyet: Bay
Grup: Kovuldu
Statü: Uzakta
Katılım: Oct 2006
[Konularim | Mesajlarim]

Hurmet-i musahere

Hurmet-i musahere, herhangi bir kadına, unutarak ve yanılarak da olsa şehvetle dokunmakla hasıl olan durumdur.


Bir kadının herhangi bir yerine şehvetle dokunmak, unutarak ve yanılarak bile olsa, (Hurmet-i musahere)ye sebep olur. Yani o kadının neseb ile ve süt ile olan anası ve kızları ile, torunları ile o erkeğin evlenmesi, kızın da, oğlanın oğlu ve torunları ile ve babası ile evlenmesi ebedi haram olur.


Mesela,

Bir erkek, kayınvalidesinin elini öperken şehvetlense, hurmet-i musahere vaki olur. Hanımı kendisine ebedi haram olur.
Bir gelin de kayınpederinin elini öperken veya başka şekilde dokununca şehvet hasıl olursa yine hurmet-i musahere hasıl olur. Yani bu kadına kocası ebedi haram olur.
Bir baba ile kızı veya torunu yahut bir anne ile oğlu veya torunu arasında hurmet-i musahere olursa, karı-koca birbirine ebedi haram olur. (Bezzâziyye)
Şafiî mezhebinde hurmet-i musahere yoktur.


Evli hanefiler arasında hurmet-i musahere olursa, sadece nikah ve talakta Şafiî mezhebine göre nikahlarını tazelemeleri gerekir. Böyle bir ihtiyaç halinde başka bir mezhebi taklid caiz ve gerekir. (Hadika)


Bir anne oğlunu, bir baba kızını kucaklayıp sevebilir mi? Bir ölçüsü var mıdır?


Bir anne, büyük de olsa oğlunu kucaklayabilir. Ancak insanlık îcâbı, hiç düşünmediği hâlde, bir şehvet hâsıl olursa hurmet-i musâhere denilen durum ortaya çıkar. Kayınvâlide de dâmâdını kucaklarken şehvet hâsıl olursa yine hurmet-i musâhere olur. Anne ve kayınvâlidede bir şey olmayıp oğlunda veya dâmâdında şehvet hâsıl olursa yine hurmet-i musâhere olur. Yedi yaşından büyük, gösterişli kız ile de, hurmet-i musâhere olur. 15 yaşındaki kız, yüz yaşındaki dedesi ile de hurmet-i musâhere olabilir. Kızın ve ihtiyârların şehveti, kalbinin meyletmesi demektir.


Hurmet-i musâhere gibi herhangi bir tehlikeyi önlemek için, anne oğlunu, baba kızını severken dikkatli olmalıdır. Çocukların ana-babalarının ellerini öpmeleri kâfidir.


Hurmet-i musâhere, ana-baba ile olduğu gibi yabancı insanlarla da olur. Meselâ herhangi bir yabancı kadına şehvetle dokunmak, unutarak veya yanılarak bile olsa, hurmet-i musâhereye sebep olur. Yanî o kadının anası ile ve kızları ile o erkeğin evlenmesi Hanefî ve Hanbelî mezhebine göre harâmdır. Bir kız da, bir erkeğe şehvetle dokunsa, o erkeğin babası ve oğlu ile evlenmesi harâm olur.
Kaynak: Bir Bilene Soralım, Mehmet Ali Erbaş, İhlas Yayınları

Grup Hepsi - Günlük Burçlar - Masal - İlahi Dinle - SEO - Şekilli Nickler - Msn Nickleri - Gaflar
Kullanıcının websitesini ziyaret et
Bu kullanıcının gönderdiği mesajları bul Bu mesajı bir cevapta alıntı yap

05-04-2007 04:34 PM
Cvp: Nikah
Mesaj: #11
baronahmet
T Ü R K İ Y E
Kovuldu

Üye Bilgileri

Üye No: 1234
Mesajlar: 1,704
Nerden: ErzuruM
Cinsiyet: Bay
Grup: Kovuldu
Statü: Uzakta
Katılım: Oct 2006
[Konularim | Mesajlarim]

Hulle - Hulleci

Bir İslâm hukuku terimi olarak; üç talakla boşanmış olan bir kadının, eski kocasına yeniden dönebilmesi için, üçüncü bir erkekle usûlüne göre evlenip, ölüm veya boşanma ile bu ikinci evliliğin sona ermesi ve kadının eski kocasına helâl hâle gelmesi işlemi demektir.

İslâm hukuku kocaya mutlak boşama yetkisi vermiştir. Kadın da tefvîz yoluyla boşama yetkisine sahip kılmabilir. Prensip olarak, karısını boşayan onunla yeniden birleşebilir. Ric'î (cayılabilir) talakla boşama hâlinde iddet süresi içinde, yeniden nikâh akdine gerek olmaksızın evlilik devam edebilir. Üç defa boşanmışsa artık kadının bir üçüncü erkekle muteber bir şekilde evlenmesi ve bu ikinci evliliğin talak, fesih veya ölümle ortadan kalkmış olması şarttır. İşte koca ile eski karısı arasındaki, bu geçici yasağı ortadan kaldırmaya yönelik muâmelelere tahlîl; "helâl kılma", "helâlleştirme" veya "hulle" adı verilir.

Hulle'nin dayanağı âyet ve hadistir.

Kur'ân-ı Kerîm'de; boşamanın iki defa olduğu, bundan sonra, ya iyilikle tutmak veya güzellikle salıvermek gerektiği belirtildikten sonra (Bakara, 229) bir sonraki âyette şöyle buyurulur: "Yine erkek, karısını (üçüncü defa olarak) boşarsa, ondan sonra kadın kendinden başka bir erkeğe nikâhlanıp varıncaya kadar ona helâl olmaz. Bununla beraber, eğer bu yeni koca da onu boşarsa onlar (birinci koca ile aynı kadın) Allah'ın sınırlarını ayakta tutacaklarını zannederlerse (iddet bittikten sonra tekrar) birbirine dönmelerinde her ikisi hakkında bir sakınca yoktur" (Bakara, 2/230).

Bu âyette ve İslâm'ın diğer hükümlerine göre, meşrû bir hullenin şartları şunlardır:

1) Bir defada veya ayrı zamanlarda üç kere boşanan kadın iddetini tamamlayacak.

2) Bundan sonra, başka bir erkekle, sahih nikâhla evlenecek

3) Evlendiği ikinci kocasıyla zifaf meydana gelecek.

4) Ölüm veya boşama suretiyle bu ikinci evlilik sona ermiş bulunacak.

5) Kadın, ikinci kocadan olan iddetini tamamlamış olacak.

Ancak bu şartlar yerine geldikten sonra bir erkeğin üç defa boşadığı karısıyla yeniden evlenmesi mümkündür.

İslâm'dan önceki Arap toplumunda erkek, karısını dilediği kadar boşar ve yeniden ona dönebilirdi. Evlilik yuvasını zayıf düşüren bu uygulamayı İslâm üçle sınırladı. Üç defa boşanan eşlerin artık barışma ve evlilik hayatını sürdürme arzuları azalmış demektir. Buna rağmen yine de evlenmek isterlerse, yuvayı İslâmî ölçüler içinde sürdürme konusundaki kanaatleri güçlü ise, hulle'den sonraki devrede yeniden evlenmeleri mümkün ve câizdir.

Ancak üçlü boşamadan sonraki hulle şartı veya cezası taraflara ağır geldiği için, gerçekte 5-6 ay gibi iddet sürelerinden önce gerçekleşemeyecek olan hulleyi, anlaşmalı yollarla çok kısa süreye sığdırma uygulamaları görülmüştür. İşte İslâm'a saldırmak için tenkid malzemesi olarak kullanılan ve bazılarınca hûlle-i şer'iyye kapsamında değerlendirilmek istenen hulle, bu sonuncusudur.

Üçlü boşama ile karısını boşayan koca, başka bir erkekle anlaşır, o da nikâhtan hemen sonra kadını boşayacağını taahhüd ederse, acaba bu şekildeki anlaşmalı evlilik karıyı ilk kocasına helâl kılar mı? Bu konuda, İslâm hukukçuları arasında görüş ayrılığı vardır.

Hanefiler dışındaki çoğunluk İslâm hukukçularına göre, anlaşmalı nikâh geçersizdir. Kadın, bununla ilk kocaya helâl olmaz. Dayandıkları deliller şunlardır

Hz. Peygamber, anlaşmalı nikâh yapana (muhallil) ve yaptırana (muhallelün leh) lânet etmiş ve birincisine "kiralık teke" tabirini kullanmıştır.


Abdullah bin Abbas, Hz. Peygamber'e, anlaşmalı nikâh yapanın durumunu sormuş O, söyle cevap vermiştir: "Hayır, ancak isteyerek yapılacak nikâh helâl kılar, hileli nikâh değil, Allah'ın kitabı ile alay da değil. Sonra, ikinci erkeğin kadınla cinsel ilişkide bulunması da gerekir"


Rıfaael Kurazî'nin karısı Hz. Peygamber'e gelmiş ve "Rifâa beni kesin olarak üç talakla boşadı. Ben de Abdurrahman b. Zubeyr ile evlendim. Ancak onda ki de (cinsel uzuv) çaput çıktı" demiştir. Hz. Peygamber (s.a.s) tebessüm ederek; "Yani yeniden Rifaa'ya mı varmak istiyorsun? Ama sen, bunun (Abdurrahman'ın) balcağızından (cinsel organı), o da senin balcağızından tatmadıkça olmaz" buyurmuştur. Burada, bir sahâbe kadının kocası ile ilgili en mahrem konuyu açıkça sorduğu ve Nebi (s.a.s)'in de bu soruyu normal karşılayarak hükmü ne ise Onu bildirdiği görülmektedir.

Hanefilere ve bazı Şafiîlere göre ise; anlaşmalı nikâh mekruhtur. Bâtıl değildir. Hulle için konuşulan "şu kadar süre, şu kadar para karşılığı evli kalma, ondan boşanma şartıyla evlenme vb. şartlar yok sayılır ve nikâh sürekli olarak meydana gelir. Hadîslerde, anlaşmalı nikâh yapana "muhallil"; helâl kılıcı, meşrû hâle getirici denmesi, akdin sahih olduğunu gösterir. El-Evzâîden şöyle dediği rivâyet edilmiştir: "Anlaşmalı nikâh yapan ne kötü yapmıştır, ancak bununla birlikte bu nikâh câizdir"


Anlaşmalı evlilik gerçekte ilk kocaya gerekli teminatı sağlamaz. İkinci koca, nikâh akdinden sonra fikir değiştirerek, boşamaktan vazgeçse buna çare bulunmaz. Ancak kadın da boşama yetkisi almışsa, (tefvîz-i talâk) bunu kullanabilir.


İslâm hukukunda boşanma, özellikle erkek bakımından çok kolaylaştırıldığı için, bu yola sıkça başvurulur ve boşama irâdesi usûlüne uygun olarak açıklanır açıklanmaz hukukî sonuçlarını doğurur. Açıklanan iradeden rucû da mümkün olmaz. Beşerî hukuklarda ise, boşanma davası sonuçlanıncaya kadar davacı eş her zaman davadan vazgeçebilir.

Grup Hepsi - Günlük Burçlar - Masal - İlahi Dinle - SEO - Şekilli Nickler - Msn Nickleri - Gaflar
Kullanıcının websitesini ziyaret et
Bu kullanıcının gönderdiği mesajları bul Bu mesajı bir cevapta alıntı yap

05-04-2007 04:34 PM
Cvp: Nikah
Mesaj: #12
baronahmet
T Ü R K İ Y E
Kovuldu

Üye Bilgileri

Üye No: 1234
Mesajlar: 1,704
Nerden: ErzuruM
Cinsiyet: Bay
Grup: Kovuldu
Statü: Uzakta
Katılım: Oct 2006
[Konularim | Mesajlarim]

İslam'da Haram Olan Evlenme Şekilleri

Bunlar İslamdan önce cahilliyet devrinde uygulanan nikah şekilleridir. Tamamı batıldır.

Nikah-ı Muta : Cahiliyet devrinden kalan bir nikah şeklidir. İslam'ın ilk yıllarında, özellikle harp zamanlarında, uzun zaman kadınlardan uzak kalan askerler için mut'a nikahına izin verilmiş, Hayber savaşına kadar mübah olan bu nikah Peygamberimizin sünnetiyle yasaklanıp haram kılınmıştır.

Nikah-ı Makt : Dul kalan kadın kocasının mirasına dahil olurdu. Başka karısından çocukları varsa en büyük oğul babasının karısına başkasından daha çok hak sahibiydi. Eğer üvey annesi ile evlenmek istiyorsa onun üzerine bir elbise atar ve onu sahiplenirdi, bu genel bir uygulama şeklini almıştı.

Nikah-ı Şığar : Takas evlenmesi demektir. İki kişi aynı miktar mehirle, kızlarını birbirine evlenmek üzere vermeyi taahüt ederler. Kadına verilmesi gereken mehirden babave kocalar faydalanmış olur.

Nikah-ı İstibda : Kendi soyundan daha asil ve daha zeki bir çocuk sahibi olmak isteyen adam, karısını meziyetleriyle tanınmış bir erkeğe gönderir. Kadın gebe kaldıktan sonra evine döner. Koca gebelik kesin belli oluncaya kadar karısına yanaşmaz. Doğan çocuk kocadan olmuş sayılır ve onun mirasçısı olurdu.

Grup Evlenmesi : Sayıları onu geçmeyen bir grup erkek aynı kadınla cinsel ilişkide bulunurdu. Kadı, gebe kalır çocuk doğurursa, doğumdan bir müddet sonra bu erkeklerin hepsini davet eder ve onlara şöyle derdi: Benimle olan ilişkinizden doğan şeyi biliyorsunuz. bir çocuk sahibi oldum. Erkeklerden birine hitap ederek: "Ey Ebucehil çocuğuna istediğin adı koy" derdi. Bu andan itibaren o kimse çocuğun babası olur ve babalığı red edemezdi.

Serbest Birleşme : Bazı kadınlar bütün erkekleri kabul ederler ve kapılarına bayrak asarlardı. bir çocuk doğurunca bütün müşterilerini toplar ve "kaif" denilen bir kimse çocuğun babasının kim olduğunu tayin ederdi. Artık o kimse çocuğun babası olurdu.

Nikah-ı Bedel : İki erkeğin karılarını muayyen bir müddet için değiştirmeleridir.

Nikah-ı Hdn : Erkek muayyen bir bedel karşılığında bir kaç gün birlikte yaşamak için kadınla anlaşırdı. bu bir nevi metres hayatı şeklinde olan bir birleşmeydi.

Deneme Evlenmesi : Kadının muayyen bir dostu varsa ve bundan bir çocuk doğurmuşsa, beyanı üzerine kadın o kimseye nikahlanırdı. Bu bir çeşit deneme evlenmesiydi.

Grup Hepsi - Günlük Burçlar - Masal - İlahi Dinle - SEO - Şekilli Nickler - Msn Nickleri - Gaflar
Kullanıcının websitesini ziyaret et
Bu kullanıcının gönderdiği mesajları bul Bu mesajı bir cevapta alıntı yap

05-04-2007 04:35 PM
Cvp: Nikah
Mesaj: #13
baronahmet
T Ü R K İ Y E
Kovuldu

Üye Bilgileri

Üye No: 1234
Mesajlar: 1,704
Nerden: ErzuruM
Cinsiyet: Bay
Grup: Kovuldu
Statü: Uzakta
Katılım: Oct 2006
[Konularim | Mesajlarim]

Halvet-i Sahiha

Halvet, kelime anlamıyla bir yerde yalnız kalmak anlamına gelir. Sahih halvet ise, eşlerin hiç kimsenin göremeyeceği ve istekleri dışında kimsenin göremeyeceği ve istekleri dışında kimsenin giremeyeceği kapalı veya kapalı sayılan bir yerde yalnız kalmaları demektir. Bazı bakımdan zifafla aynı sonuçları doğurmaktadır. Hükmü zifaf diyebileceğimiz bu durumda da kadının mehrin tamamı üzerindeki hakkı kesinleşir.

Karı ve kocanın birinde cinsel ilişkiyi engelleyen bir durum bulunmazsa halvet sahih olur. engel ya hastalık, küçüklük, çelimsizlik gibi ferd bir durum vbeya farz olan namaz, farz olan oruç, hacda ihramda bulunma, hayız ve nifas gibi şer'i bir hüküm olabilir. Yanlarında kör, uykuda çocukta, biri olsa ve yukarıdaki engellerden bir bulunursa halvetin sağlığını bozar. İktidarsızlık halveet mani değildir.

Sahih halvet, gusul almayı, kızların erkeğe haram olmasın üç talakla boşanmış eşin ilk kocasına dönüşünü ve mirasçı olmayı gerektirmez. Sadece iddet beklemeyi, nafaka ve mehri gerektirir.

Sahih bir evliliğin ardından mehir borcunun doğabilmesi için evlenen kadın zifaf için hazır olmalı ve aralarında sahih halvet vuku bulmalı ve tarflardan birisi nikahtan hemen sonra ve ve zifaf veya halvetten önce ölmüş bulunmalıdır.

Nikah akdi yapıldıktan sonra, fakat zifaf veya sahihi halvetten önce bir ayrılık vukubulursa ayrılığa kimin sebep olduğuna bakılır. Eğer ayrılığa erkek sahip olmuşsa mehirin yarısını kadına ödemelidir. Kadın olmuşsa bir şey gerekmez.

Grup Hepsi - Günlük Burçlar - Masal - İlahi Dinle - SEO - Şekilli Nickler - Msn Nickleri - Gaflar
Kullanıcının websitesini ziyaret et
Bu kullanıcının gönderdiği mesajları bul Bu mesajı bir cevapta alıntı yap

05-04-2007 04:36 PM
Cvp: Nikah
Mesaj: #14
baronahmet
T Ü R K İ Y E
Kovuldu

Üye Bilgileri

Üye No: 1234
Mesajlar: 1,704
Nerden: ErzuruM
Cinsiyet: Bay
Grup: Kovuldu
Statü: Uzakta
Katılım: Oct 2006
[Konularim | Mesajlarim]

Gizli Nikah

Şer’an velilerinin izni olmadan kıyılan nikah geçerli midir? Çünkü yüksek okullarda ve çeşitli mekanlarda gençler kendi aralarında anlaşarak nikahlarını kıydırıyorlar. Buna açıklık getirirseniz memnun kalırız?

Aralarında evlenme engeli bulunmayan akıllı ve ergin bir erkekle kadın, iki erkek veya bir erkek iki kadın şahidin bulunduğu bir mecliste evlenme iradelerini açıklayarak bizzat evlenebilirler. Hanefi mezhebine göre nikah için velilerinden izin alarak veya velilerinin de katılmasıyla böyle bir evlilik akdini yapmaları müstehab sayılmıştır.

Evlilik gibi en önemli akidlerden olan bir muamelede velilerin haberleri olması ve onların rızasının alınması İslamî edeb, ahlak ve faziletin de gereğidir. Ancak veli izninin bulunmaması Ebu Hanife ve Ebu Yusuf’a göre nikahın sıhhat şartlarından olmayıp gereklilik (lüzum) şartlarındandır.

Diğer yandan evlenecek erkek veya kadını nikah sırasında bizzat velilerinin temsil etmesi de mümkün ve caizdir. Ancak bu durumda, evlenecek olan eşler hazır bulunmazsa, veli veya vekillerin onlardan izin ve yetki almış olması gerekir.


Hanefiler dışında üç mezhep imamına göre ise kadın akıllı ve ergen olsa nikah akdinde bizzat irade beyanında bulunamaz. Onu nikahta velisi temsil eder. Aksi halde nikah geçerli olmaz. Bu konuda Hanefi mezhebinin kadına irade serbestliği tanıdığını görmekteyiz. Ancak veliye, gerekli durumlarda evliliği feshettirme yetkisi tanınarak kadının karışılaşabileceği bazı sıkıntılı durumlara karşı onu koruma esası getirilmiştir. (Aile İlmihali-Prof. Dr. H. Döndüren, Sh. 183)

Gizli nikahın hükmü: Dışarıda açıklanmamak üzere gizlice yapılan nikah akdi caiz değildir. Ancak nikah akdi şahitlerin önünde yapılıp da sonradan şahitlere bunu gizlemeleri ve dışarıda açıklamamaları tavsiye edilse, bu, gizli yapılmış sayılır.

Ebu Hanife ve İmam-ı Şafi’ye göre böyle bir evlilik gizli yapılmış sayılmaz. Çünkü şahitlere sonradan yapılacak gizli tutma tavsiyeleri nikah akdine zarar vermez.

İmamı Malik ise, evliliğin topluma ilanını bir şart olarak kabul ettiği için gizli yapılan veya şahitlerden gizlemeleri istenen bir nikahı geçerli saymaz. (A.g.e., Sh. 163)

Peygamberimiz (s.a.v.) bir hadis-i şerifte nikahla ilgili olarak: "Ey gençler zümresi! Kim içinizden evlenmeye muktedirse evlensin. Çünkü gözü haramdan en çok saklayan, ırzı en iyi muhafaza eden budur. Kim de evlenmeye gücü yetmezse oruca devam etsin. Zira oruç onun için bir korunmadır." demiştir.

Kişinin kendisini ve karısını harama düşmekten koruması, insan nevinin son bulmaktan, yok olmaktan, doğurmak ve çoğalmak yoluyla korunması, neslin bekası, nesebin muhafazası, toplum nizamını düzenlenmede tamamlayıcı bir unsur olan ailenin kurulması ve bireylerin arasında yardımlaşma ruhunu geliştirmesi gerekir. Evlilik, hayatın yükünü taşıyabilmek için karı-koca arasında bir yardımlaşma, toplumlar arasında sevgi ve dayanışma bağı kurulur. Aile bağlarını kuvvetlendiren bu bağ, yararlı şeyler için yardımlaşmayı gerektirir.

Nikah kıyılacaksa, kişiler bu konuda kararlılarsa önce resmi nikahı, sonra da dini nikahı kıymalılar. Bu, bilhassa kadının menfaatini içerir. Zira insanlar nikahı İslamî kurallara göre kıyıyorlar. Ama ayrılma vaki olunca İslamî kaidelere göre ayrılma olmuyor. Kadının haklarının muhafazası için resmi nikahın gerçekleşmesi elzemdir.

Nişanın bozulması veya böylesi bir nikahın bozulması durumunda ise özellikle bundan kadının telafisi mümkün olmayan zararlar gördüğü bilinmektedir. Bunu dikkate alarak velilerin çocuklarını zaman zaman uyarması ve ileride bunalıma yol açabilecek davranışlara girmekten onları sakındırması gerekir. Çünkü böylesi olumsuz durumlarda geride pişmanlık, iffetsizlik, öfke gibi hoş olmayan manzaralarla karşı karşıya kalınabilir. Ömür boyu onların peşini bırakmaz. Meşru olmayan bir çocuğun dünyaya gelmesinin kadın ve aile için nasıl bir yıkım meydana getireceğini tahmin etmek güç olmaz.

Gençler şunu iyi düşünmeliler: Gençliğin verdiği heyecanla kişiler kâmil manada düşünmekten yoksun olabilirler. Yanlış bir karar verebilirler. Zira ölçüsüz aşkın sonu hüsrandır. İşte o zaman bazı ulemanın ve mezheplerin velinin izni ve nikahın aleni olması görüşündeki hikmeti düşünmek gerekir. İnsanlığın başına gelen sıkıntıların gerçek nedeninin Kur’an ve Sünnet ölçülerine uyulmamasından kaynaklanıyor olması her aklı selim sahiplerince mâlumdur.

Kanaatimizce nişanlılık döneminde veya gizli bir nikah sonrasında dikkat edilmesi gerekenleri vurgulamakta yarar var:

a) Gizli bir nikahı bir an önce ilan ederek evliliği meşru zeminde devam ettirmek gerekir. Nişan vuku bulmuş ise bu vesile ile nikah kıyılmışsa yakın bir zamanda düğünün yapılması güzel olur.

b) Resmi nikahtan önce dini nikah akdi yoluna gitmemelidir. Çünkü İslamî nikah bazı fiilleri meşru hale getirirken kişilerin rahat hareketine müsaade ediliyor. Halkın arasında rahat dolaşılıyor.

Diğer insanlar bu hali müşahede ediyor. İstenmeyen bir hal vaki olunca ayrılık vuku buluyor. Kadının zarar görmesi kaçınılmaz hal alıyor. Manevi değeri de düşüyor.

c) Taraflar erken nikaha karar vermişler ise kadında bir boşanma yetkisi (Tefvizi talak) olması uygun olur. Çünkü bazı ayrılıkların sonunda erkeklerin kadınları boşamadıklarını müşahede ediyoruz. Hatta önceki erkekten boşanma vaki olmadan bir başkası ile evlendiği oluyor ki, nikah üstüne nikah caiz değildir.

d) Nişan ve gizli nikahtan sonraki ayrılığın neticesinde mehir meselesi de müşkül hal alıyor. Kişiler arasında kul hakkı teşekkül ediyor.

Erkeğin, evlenirken karısına verdiği veya vermeyi taahhüt ettiği para veya sair bir mala mehir denmektedir.

Nikah kıyılır da eşler arasında bir birleşme veya halveti sahiha (üçüncü bir şahsın yanlarında olmamaları birleşmeye mani bir ortamın bulunduğu mekan) vaki olmaz ise mehrin yarısı, aksi halde birleşme vaki olmuş veya halveti sahiha vaki olmuş ise o zaman mehrin tamamını erkeğin kadına ödemesi gerekir.

Allah (c.c.) Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyuruyor: "Eğer siz kadınları kendilerine cinsi yakınlıkta bulunmadan önce boşar, (fakat daha önceden) onlara bir mehir tayin etmiş bulunursanız, o halde tayin ettiğiniz (o mehrin) yarısı onlarındır." (Bakara, 237)

Günümüzde kişiler araba ile şehir dışına çıkarak veya muhtelif yerlerde rahat bir halde geziyorlar. Elbette bu da bir halveti sahihadır. Bu konuda velilerin dikkatli olması gerekir.

e) Hediyelerin durumu: Hanefilere göre nişanlıların ve ailelerin birbirine verdiği hediyeler hibe (bağış) hükmündedir. Bu yüzden bağışlanan şeyin telef olması ve tüketilmesi durumunda bağıştan geri dönmemeyi engelleyen bir durum söz konusu olmadıkça bağıştan geri dönmek caizdir. Bu yüzden erkek verdiği hediyelerin durması halinde onları geri alabilir. Fakat nişan yüzüğünün kaybolması, kurbanda götürülen koçun kesilerek tüketilmesi, nişan giysilerinin giyilip eskitilmesi gibi durumlarda hibe edilen şey elde bulunmadığı için bedel olarak tazmin edilmeleri gerekmez.

Malikilere göre hediyelerin durumu, nişan bozanın erkek ve kız oluşuna göre değişiklik göstermektedir. Eğer nişanı erkek bozmuşsa hiçbir hediyeyi geri alamaz. Hatta hediyenin mevcut oluşu veya tüketilmiş bulunması da sonucu etkilemez. Eğer vazgeçen kızsa erkeğin hediyeleri geri alması caizdir. Hediyeler tüketilmişse kadın bunların bedelini tazmin eder.

Şafi ve Hanbeliler’e göre ise nişanın bozulması durumunda artık hediyeler geri alınamaz. Çünkü hediye hibe hükmündedir. Hibeden dönme teslimden sonra artık caiz değildir.

Hadis’te şöyle buyurulmuştur: "Bir kadın nikah akdinin sorumluluğunu üstlenmeden önce kendisine verilen mehir, hediye veya verilmesi va’dedilen şeylerin tümü bu kadına aittir. Nikah akdi sorumluluğunu üstlendikten sonra verilenler ise, kime verilmişse ona aittir." (Aile İlmihali, Prof. Dr. H. Döndüren, 147)

Bir kimse evlenmek isterse, İslam terbiyesini almış, Kur’an ve Sünnete bağlı Hz. Hatice ve Ayşe annemizi taklit eden, Rabbine tevekküllü zevk edinen, mahşerde vereceği hesaba göre kendisini hazırlayan bir kadınla evlenmek için çaba göstermelidir.

Peygamberimiz (s.a.v.) şöyle buyuruyor: "Kadın dört şey için nikahlanır. Malı, güzelliği, soyu ve dini için. Sen dindarı tercih et." (Buhari)

Erkek de elbette Kur’an ve sünnete bağlı, sorumluluğu müdrik, emanet ehli, Muhammedî ahlaka sahip, Allah korkusu ile kendini tezyin eden, ehli takva bir Mü’min olmalı.

Allah’ım nebileri, sıddıkları, şehitleri, salihleri seven, sadıklarla beraber olan, dünya ve ahiret saadetini kendisine düstur edinen aileler nasip et. Amin. Allah’ım ümmeti Muhammedi Kur’an’a mahkum et. Amin.

Grup Hepsi - Günlük Burçlar - Masal - İlahi Dinle - SEO - Şekilli Nickler - Msn Nickleri - Gaflar
Kullanıcının websitesini ziyaret et
Bu kullanıcının gönderdiği mesajları bul Bu mesajı bir cevapta alıntı yap

05-04-2007 04:37 PM
Cvp: Nikah
Mesaj: #15
baronahmet
T Ü R K İ Y E
Kovuldu

Üye Bilgileri

Üye No: 1234
Mesajlar: 1,704
Nerden: ErzuruM
Cinsiyet: Bay
Grup: Kovuldu
Statü: Uzakta
Katılım: Oct 2006
[Konularim | Mesajlarim]

Gayr-i Müslimle Evlenmek

Müslüman bir erkeğin Ehl-i Kitap olan Yahudi ve Hristiyan bir kadınla evlenmesi kerahatle birlikte caiz olup mekruhtur. Çünkü, doğacak çocuk, baba ve annesinin ayı ayrı istikamette gelişmiş inançlar arasında sarsıntılara maruz kalmaktadır. Müslüman kadınların Kitap ehlinin erkekleriyle evlenmelerinin caiz olacağına dair ne âyet, ne hadis hiçbir mübahlık delili gelmemiştir.

Ehl-i kitabın dışında kalan ve inanç itibariyle küfür içinde bulunan bulunan ve evlenmesi caiz olmayan kadınlar şunlardır:

Budist veya Brehmen gibi isimlerle adlandırılan ve ineğin tenasül uzvuna tapan Mecusi hindiler
Puta tapan kadınlar
İsmaili ve Karmati gibi sapık zındıklar
Din ve ahlak bağlarını kırmış bir görüşün zebunu olan kadınlar
Dinsiz ve ateist kadınlar
Bu konuya Elmalı Tefsirin de özetle şöyle değinilinmektedir:

"Müşrik kadınları, iman etmedikçe nikâhlamayın. Bir müşrik kadın, sizin hoşunuza gitse bile, iman etmiş olan bir cariye herhalde ondan daha hayırlıdır. Müşrik erkeklere de mümin kadınları nikâh ettirmeyin. Bir müşrik, sizin hoşunuza gitse bile, mümin bir köle elbette ondan daha hayırlıdır. Onlar sizi ateşe davet ederler, Allah ise, kendi izniyle cennete ve mağfirete davet ediyor ve âyetlerini insanlara açıklıyor. Umulur ki onlar hatırda tutup, öğüt alırlar." (Bakara Suresi / 221)


Müşrik, Kur'ân dilinde iki anlama gelir ki biri zahirî, diğeri hakikîdir.
Zahirî müşrik, açıktan açığa Allah'a ortak koşan, birden fazla ilâh olduğu kanaatinde olanlardır. Bu anlama göre, Kitap ehline müşrik denmez.
Hakikî müşrik, gerçekten tevhidi ve İslâm dinini inkar edenler, yani mümin olmayan gayr-i müslimlerdir.

Ey iman ehli, gerek dıştan dışa ve gerekse gerçek müşrik olan yani mümin olmayan kadınlardan hiç birini nikâhınıza almayınız. Onlarla evlenmeyiniz. Nihayet iman etsinler, o zaman evlenebilirsiniz. İmansız kadınlarla evlenip de aile kurmaya kalkışmayınız. Burada müşrik kadından mümin kadın karşılığı söz edilmesi, müşrik kadınlardan maksadın iman etmeyen tüm kâfir kadınlar olduğunu ayrıca gösteren bir delildir.

Gerek zahirî, ve gerekse hakikî müşrik olsun ve gerek Kitap ehli olsun, gerekse olmasın mümin olmayan kâfir erkeklerin hiç birine de nikâh etmeyiniz. Onları sizden hiç bir kız ve kadınla evlendirmeyiniz. Nihayet o imansızlar, iman etsinler o zaman verebilirsiniz. Ve hiç kuşkusuz mümin olan köle herhangi bir müşrikten, imansız kâfirden hayırlıdır. İsterse o kâfir sizi büyülemiş, kendisine hayran etmiş olsun, hürriyeti, güzelliği veya serveti veya makam, mevki ve dünya talihi veya öteki halleri ve davranışı ile pek fazla gözünüze girmiş bulunsun. Böyle bile olsa mümin olmayan kimseye hiçbir mümin ve Müslüman kadını nikâhlamayınız. O imansızlar erkek olsun, kadın olsun çıraları insan ve taş olan o belalı ateşe davet ederler, durumları ve sözleriyle ona çağırırlar. Ve mümin olmayanların mutlaka müşrik olduklarını ve bunlarla nikâhlanma ve onları nikâhlamanın zina ve şirk ile sonuçlanacağını anlasınlar, bu nokta derinden derine düşünmeye muhtaç değildir, bunu hatırlayıp zihinde canlandırmak yeterlidir. O halde ey iman edenler! Allah'ın emrini, çağrısını bırakıp da o erkek veya kadın kâfirlerle evlenmek veya onları evlendirmek suretiyle kendinizi ateşe atmayınız.


"Sizden önce kitap verilen ümmetlerin hür ve iffetli kadınları da iffetlerinizi koruyarak, zina etmeksizin, gizli dost tutmaksızın, kendilerine mehirlerini verip nikâhladığınız takdirde size helâldir" (Maide,5)


Ancak Maide Suresinde, uyarınca bu âyetin birinci fıkrasından Kitap ehlinin kadınları istisna olunarak, Kitap ehlinden kız almaya mekruh olarak ruhsat verilmiş; fakat ikinci fıkra muhkem olarak kalmış ve kız vermeye hiçbir şekilde izin verilmemiştir.

"Erkekler, kadınları yönetmeye yetkilidirler." (Nisa, 34)

İlâhi kânunu gereğince kadınlar kocalarının yönetimi altında bulunurlar. Dolayısı ile, bir mümin kadını, bir kâfir ile evlendirmek onu, o kâfirin yönetimi altına bırakmak ve onun davasına mahkûm etmek olacağından, o mümin kadını kesinlikle ateşe atmaktır.

Ancak bu ilâhî kânunu bilen ve kendini ona göre idare edebilecek olan erkekler hakkında bu yönetim altına giriş ve çağrıya mahkûm oluş zorunlu ve kesin değildir. Bu şartlar altında, müslüman erkekler için ihtiyaç hâlinde bir ruhsata imkân vardır. Bunun için bu âyetle yol gösterme ve hatırlatmadan sonra,
"Kitap verilen ümmetlerin hür ve iffetli kadınları" (Maide, 5/5) âyetiyle gereğinde yalnız Kitap ehlinden kız almaya ruhsat verilmiş ve zururetler kendi miktarlarınca takdir olunacağından, bunun dışındakiler yine haramlıkta bırakılmıştır.

Şunu da hatırlayalım ki, "O yerde ne varsa hepsini sizin için yaratandır. Sonra semaya doğrulmuş iradesini göklere yöneltmiştir." (Bakara, 2/29) âyeti gereğince mallarda ve eşyada asıl kural, onların mübah olduğu ve haramlığına dair delil bulunmadıkça mübahlık ile amel olunacağı; fakat "sizin için" buyrulduğundan dolayı bu mübahlıkta insanların canlarının ve ırzlarının dahil olmadığı ve aksine mallardaki asıl kural olan mübahlık insanların canlarını, ırzlarını, haklarını ve yararlarını korumak için bulunduğudur. Kısacası can ve ırzda haramlık asıl kural olunca bir mübahlık ve izin delili bulunmadıkça can gibi ırzda da tasarrufta bulunmak haram olacağından nikâh kıyma izni, mutlaka bir delile dayalı olacaktır. Mübahlığına delil bulunmayan yerlerde nikâh kıymak haramdır. Yani o nikâh, nikâh değil zinadır.

Bu nokta üzerinde iyi düşünülünce anlaşılır ki bu âyetteki kadın ve erkek müşrikler, kadın ve erkek müminlerin karşılığı olmasaydı da, zahirî müşrik anlamında olabilseydi, o zaman da müslüman kadınlarının diğer kâfirlere nikâh edilmeleri aslî haramlıkla haram olacaktı. Çünkü "hür ve iffetli kadınlar" ifadesiyle müslüman erkeklerin Kitap ehlinin kadınlarıyla evlenmelerine izin verilmiş olduğu halde;

Müslüman kadınların Kitap ehlinin erkekleriyle evlenmelerinin caiz olacağına dair ne âyet, ne hadis hiçbir mübahlık delili gelmemiştir. Müslümanların kadınları, İslâm tohumları için şerefli bir tarladır. Ve müslümanlar genellikle tarlalarından ve ekin ektikleri yerlerden hiçbirini yabancılara çiğnetmemek, cinsel birleşmelerine izin vermemekle yükümlüdürler. Mal tarlası olan vatan toprağını yabancılara çiğnetmek büyük bir felaket olduğu gibi, can ve din tarlası olan İslâm kadınlarını başkalarına çiğnetmek de felaketlerin felaketidir.



--------------------------------------------------------------------------------

Yahudiler ve Hıristiyanlar müşrik midirler?


Bunlar, dıştan tevhide inandıklarını ileri sürmelerine rağmen, gerçekte Allah'ın çocuğu olduğu kanaatindedirler. Hıristiyanlar, teslise (Allah'ın baba, oğul ve Rûhu'l-Kudüs olmak üzere üç olduğuna) inanırlar. Ve "Mesih, Allah'ın oğludur." derler. Yahudiler de "Üzeyr Allah'ın oğludur." demişlerdir. Böyle demekle birlikte onlar tevhide inandıklarını da iddia ederler. Her ikisi de dıştan dışa müşrik değillerse de, gerçekte müşriktirler. Bunun için mutlak olarak müşrik denildiği ve özellikle iman karşılığında söylendiği zaman, mutlak anlamı üzere kullanılmış demektir ve genel olarak kâfirleri kapsar.


Son zamanlarda “aramızda amentü ittifakı” bulunduğu söylense de, Kur’an’ın “şirk”e nisbet ettiği kitleler arasında Ehl-i Kitab’ın da bulunduğunu (Tevbe, 31) burada mutlaka dikkate almak durumundayız. Burada ister istemez “Ehl-i Kitap–şirk ilişkisi” gündeme geliyor. “Kur’an onları kategorik olarak “müşrikler” arasında zikretmemiş, hatta pek çok ayetinde onlardan ayrı tutmuştur” denerek işin içinden sıyrılmak o kadar kolay değil. Kur’an’da –haşa– çelişki ve tutarsızlık bulunmayacağına göre evbe ayeti –ve daha birçok benzeri– ile diğerleri arasındaki bu işkâli çözmek durumundayız.


Kur’an tarafından bir yandan şirke nisbet edilirken, diğer yandan “müşrikler”den ayrı bir kategori olarak anıldıklarına göre Ehl-i Kitab’ın şirkinin diğerlerinden farkı nedir?

Ehl-i Kitab’ın şirkinin, “Tevhid iddialı” bir şirk olduğu malumdur. Yani diğer müşrikler –söz gelimi putperestler, ya da mecusiler– başında da sonunda da doğrudan ve açık bir şekilde birden fazla “müstakil ilah”ın mevcudiyetine inanır ve bunu herhangi bir şekilde tevil de etmez. Ancak Ehl-i Kitap –elbette burada söz konusu olan Hıristiyanlar’dır– kendi ilah telakkileri çerçevesinde ortak koştukları varlıkların, aslında –haşa– “Baba”dan sudur ve zuhur ettiğini söyler. Buna göre mesela İsa Mesih, aslında tanrının bir parçası, insan boyutuna geçmiş bir yansıması, bir insana ilka ettiği kelimesidir. Bu çerçevede Ruhulkudüs de “zatı ile kaim” değildir. Şu kadar ki, onun sadece “baba”dan mı, yoksa hem “baba” hem de “oğul”dan mı sudur ettiği konusu Katolikler’le Ortodokslar arasındaki kadim ihtilaflı meselelerdendir…

Grup Hepsi - Günlük Burçlar - Masal - İlahi Dinle - SEO - Şekilli Nickler - Msn Nickleri - Gaflar
Kullanıcının websitesini ziyaret et
Bu kullanıcının gönderdiği mesajları bul Bu mesajı bir cevapta alıntı yap

05-04-2007 04:38 PM
Cvp: Nikah
Mesaj: #16
baronahmet
T Ü R K İ Y E
Kovuldu

Üye Bilgileri

Üye No: 1234
Mesajlar: 1,704
Nerden: ErzuruM
Cinsiyet: Bay
Grup: Kovuldu
Statü: Uzakta
Katılım: Oct 2006
[Konularim | Mesajlarim]

EVLENİRKEN ÖNCE İSTİŞARE Mİ YAPMALI, YOKSA İSTİHARE Mİ?


Hayırlı bir kısmet çıktı, evet demek üzereyken bir de istihareye yatın, dediler. Kendimize itimat etmediğimizden yaşlı bir hanıma istihare emanet ettik. Ertesi sabah, istiharede iyi görünmüyor, vazgeçin, şeklinde bir yorumla karşılaştık. Halbuki bizim yakınlarımızla yaptığımız istişarede münasiptir, uygundur, denktir, demişlerdi. Biz de evet, demek üzereydik. Şimdi durumumuz ne olacak? İstihareye göre mi, istişareye göre mi hareket edeceğiz?

Önce istihareyi kısa bir tahlile tabi tutalım. İstiharede görülen şey evet mi, yoksa hayıra mı işaret ediyor, onu kestirmek kolay değil. Yoruma bağlı bir keyfiyet.

Sonra görülen şey şeytani mi, yoksa Rahmani mi? Bunu da kestirmek kolay değil. Bunun için de ehil olmak gerek.

Bir de istihare bağlayıcı değil. İlle de görülen işarete göre hareket edilecek diye bir mecburiyet yoktur.

İstişareye gelince. Ehil kimselerin meseleyi enine boyuna konuşup düşünmeleri sonunda vardıkları bir sonuç var. Bu sonuç hem aklın, hem mantığın, hem de ilmin icabı olacak seviyede olur. Yahut da olmalıdır.

Öyle olunca istişareye uymaktan başka yol kalmaz.

Meseleyi istişareye iştirak edenlerin akıllarıyla da düşünmek, gözleriyle de görmek, ilimleriyle de nazar etmek., herhalde sağlam bir incelemedir. Biri yanılabilir, ikincisi görmeyebilir, ama hepsi de aynı yanlışa düşmezler.

Bundan sonrası Allah’a tevekküldür.

Esasen bu gibi hayati konularda en sağlam tedbir, tarafların birbirlerini gerçek hüviyetleriyle tanımalarıdır. Olmayan vasıfları var gösterip de sonunda sürprizle karşılaşmamalıdır.

Kaynak: Yeni Aile İlmihali, Ahmed Şahin, Cihan Yayınları

Grup Hepsi - Günlük Burçlar - Masal - İlahi Dinle - SEO - Şekilli Nickler - Msn Nickleri - Gaflar
Kullanıcının websitesini ziyaret et
Bu kullanıcının gönderdiği mesajları bul Bu mesajı bir cevapta alıntı yap

Sayfa (4): « İlk < Önceki 1 [2] 3 4 Sonraki > En Son »
Mesaj Önizleme  Konuyu Gönder 

Yazdırılabilir Bir Versiyona Bak
Bu Konuyu Bir Arkadaşına Gönder
Bu Konuya Abone Ol | Konuyu Favorilerine Ekle

Foruma Git:
Sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında siteye yazabilmektedir, bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir, yine de sitemizde yasalara aykırı unsurlar bulursanız bildir@live.com email adresine bildirebilirsiniz, şikayetiniz incelendikten sonra en kısa sürede gereken yapılacaktır.
Kurtlar Vadisi Pusu | Akvaryum | Grup Hepsi | Emma Watson | Grup Hepsi | Kavak Yelleri | ilahi dinle | Avril Lavigne | Tokio Hotel | Billur Yazgan | Hilary Duff
Web Stats