İNSANLAR Hz. Âdem’le Hz. Havva’dan doğarak çoğalmışlardır. Havva anamız hep ikiz doğum yapıyordu. Bunlardan birisi erkek, diğeri de kızdı. Hz. Âdem, aynı anda doğan ikizleri, bir önce veya bir sonra doğan ikizlerle evlendiriyordu.
İkizlerin birbirleriyle evlenmesi yasaktı. Yeryüzünde işlenen ilk cinayet olan Kabil’in Habil’i öldürmesi, kendi ikizi olan kız kardeşiyle evlenmek istemesi üzerine gelişen olayların bir sonucu oldu.
Hz. Âdem’den Peygamber Efendimize gelinceye kadar bütün peygamberler hak dini tebliğ etmişlerdir. Dinin temeli olan inanç esasları hep aynı kalmıştır. Fakat şeriat dediğimiz, ibadet ve dünyaya ait işlerde Hz. Âdem’den Peygamberimize kadar her devrin icaplarına, insanların ihtiyaçlarına göre bazı hükümler değişerek gelmiştir. Cenab-ı Hak her devrin insanının yaşayışını ve menfaatini gözeterek her ümmete ayrı bir şeriat göndermiştir. Mâide Sûresinin 48. âyetinde bu hususta, “Sizin her biriniz için Biz bir şeriat ve açık bir yol tayin ettik” buyurulur.
Bediüzzaman Hazretleri de bu meseleyi şöyle izah eder: “Asırlara göre şeriatlar değişir. Belki bir asırda, kavimlere göre ayrı ayrı şeriatlar, peygamberler gelebilir ve gelmiştir. Hâtemü’l-Enbiya’dan (asm) sonra şeriat-ı kübrası [büyük şeriatı] her asırda, her kavme kâfi geldiğinden muhtelif şeriatlara ihtiyaç kalmamıştır.” (Sözler, s.485).
Meselâ, Yahudiler ancak havralarda, sinegoglarda, Hıristiyanlar sadece kiliselerde ibadet edebilirlerken, biz Müslümanlar her yerde namaz kılabiliyoruz. Yine sığır ve koyun gibi hayvanların iç yağları Hz. Musa’nın şeriatında haramken, bizim dinimizde helâldir.
Hz. Âdem ise ilk insan ve ilk peygamberdir. Allah ona da bir din ve şeriat göndermiş ve öğretmişti. O da Allah’ın kendisine gösterdiği şekilde hareket ediyordu. Cenab-ı Hak, Hz. Âdem’in çocuklarının birbirleriyle evlenmesini de bir zaruretten dolayı helâl kılmıştı. Çünkü insan neslinin artması gerekiyordu. Başka insan da olmadığına göre, bir zaruret olarak kardeşlerin birbirleriyle evlenmesi gerekiyordu. Bu âdet bir süre devam etti, fakat insanlar çoğalınca böyle bir evliliğe ihtiyaç ve zaruret kalmadı ve bu tatbikat da kalkmış oldu.
Hz. Aişe (r.anha) validemizin, Efendimiz (s.a.v) ile evlendiğinde kaç yaşında olduğu konusundaki birkaç soruya ortak bir cevap:
Her şeyden önce farklı bir kültür hakkında konuştuğumuzu bilmek durumundayız. Kültürden kültüre ve toplumdan topluma değişkenlik gösteren son derece şaşırtıcı hususlar vardır. Aileye ve insana bakış da bu değişkenler arasındadır. Asr-ı Saadette, şimdi bize “sabi” gibi gelen nice genç insan savaşlarda Efendimiz (s.a.v)’in müsaadesi ile savaşmış, gazi veya şehid olmuştur! Hatta Milli Mücadele’de de bunun örneklerini görürüz. Geçenlerde televizyonlara da yansıdı. Bir okuldaki talebelerin tamamı Milli Mücadele’ye iştirak ettiği için okul öğrencisiz kalmış. (Tam da modern bakış açısının “çocuk istismarı” olarak damgalayıp afişe edebileceği türden bir durum değil mi?!) Şimdi o okula “Gazi” ünvanı verilmesi için çalışıyorlar!!
Dolayısıyla 1400 sene öncesinin Arap toplumu hakkında konuşurken bugün “modernleşmiş” (yani değer erozyonuna uğrayarak Batılı gibi düşünmeye/algılamaya başlamış) bir toplumun bireyleri olduğumuzu akıldan çıkarmamalı. Dünya bizim yaşadığımız coğrafya ve tarihten ibaret değil.
Bilindiği gibi sıcak ülkelerde kız çocuklarının büluğa erme ve gelişme yaşı soğuk memleketlere göre daha erkendir. Bugün bile Afrika ülkelerinde kız çocukları bize göre “erken/küçük” sayılabilecek yaşlarda gelişimini tamamlamakta ve evlenmektedir. Bu, yaşı ifade eden rakamdan ziyade gelişme durumuyla ilgili bir olaydır. Fıkıh kitaplarında evlilik yaşı ile ilgili olarak zikredilen rakamları, bu kitapların yazarlarının yaşadıkları coğrafyaların özelliklerini dikkate alınarak belirlediğine dikkat edilmelidir.
Öte yandan eğer Hz. Peygamber (s.a.v) döneminde ve o toplumda böyle bir evlilik “anormal” olsaydı, Efendimiz (s.a.v)’in düşmanlarının bu durumu mutlaka “malzeme” olarak kullanmış olmaları gerekirdi. Ancak böyle bir şey göremiyoruz. Şayet araştırılırsa, o dönemde ve benzeri iklim özelliklerine sahip coğrafyalarda Efendimiz (s.a.v) ile Hz. Aişe (r.anha) validemizin evliliğine benzer birçok evlilik vakasıyla karşılaşılacağını söylemek yanlış olmaz.
Söz gelimi kaynaklar, (Hayber Yahudilerinden iken, Hayber’in fethi akabinde Müslüman olup Efendimiz (s.a.v) ile evlenerek “mü’minlerin annesi” ünvanını alan) Hz. Safiyye (r.anha)’nin, Efendimiz (s.a.v) ile evlendiğinde 17 yaşında olduğunu kaydeder. İlginç olan şudur ki, o, Efendimiz (s.a.v) ile evlenmeden (yani İslam’a girmeden) önce ikinci evliliğini yapmıştı. Demek ki o dönemde ve o coğrafyada kız çocuklarının bugün bize hayli “erken” gibi gelen çağlarda evlenmesinde garipsenecek bir durum yoktu.
Kaynaklar, Efendimiz (s.a.v)’le 9 sene evli kaldıktan sonra Efendimiz (s.a.v) vefat ettiğinde Hz. Aişe (r.anha) validemizin 18 yaşında olduğunu, kendisinin de 57 veya 58 h. yılında 63 yaşında vefat ettiğini zikretmektedir.
Efendimiz (s.a.v)’in en sevdiği eşi olması hasebiyle pek çok olayda O’nun yanında, yakınında bulunmuş, dolayısıyla ezvac-ı tahirat (Efendimiz’in eşleri) içinde bir anlamda Efendimiz (s.a.v)’in “has talebesi” olmuş ve Efendimiz (s.a.v)’in vefatından sonra uzun yıllar O’ndan aldığı ilmi kadın-erkek bütün topluma yayan bir ilim menbaı olarak büyük hizmetler ifa etmiştir. Gerek “ezvac-ı tahirat”, gerekse diğer hanımlar içinde en alim hanım olduğu, Sahabe’nin fakihleri arasında ilk sıralarda bulunduğu, Sahabe ve Tabiun kuşağının onun ilminden müstağni kalamadığı kaynakların ittifakla naklettiği hususlardandır.
Ahiret Kardeşliği ve Evlatlığı
İslam'da soy veya süt yolundan başka, kadın ile erkek arasında kardeşlik yoktur. Dolayısıyla İslam'da ahiret kardeşliği veya ahiret evlatlığı diye bir müessese yoktur.(1)
Başlık Parası
Zamanımızda bazı kız babaları, halen erkek tarafından para almak suretiyle söz vermektedirler. Başlık veya ağırlık adı ile alınan bu para rüşvet kabilinden bir haramdır. (2)
Eşler birbirini İsmen Çağırabilir mi?
Erkeğin hanımını adı ile çağırmasında bir mahsur yoktur. Fakat kadının kocasını ismen çağırması mekruh görülmüştür. Kadını kocasına karşı saygı göstermesi açıısndan "Beyefendi" gibi sıfatlarla çağırması çok daha güzeldir. Aynı şekilde ana-babayı ismi ile çağırmak mekruhtur.Yine kadının kocasına "oğlum", kocanın karısına "kızım" demesi tahrimen mekruhtur. (1)
Evlenecek Erkeğe Kına Yakmak
Kadınların kına yakmasına müsaade verilmiştir. Fakat evlenecek erkeğe ve sünnet olacak çocuğa kına yakmak haramdır. Ancak tedavi niyeti bulunduğunda bir mahzur yoktur. (1)
Evlilikte Sıra Şartı Var mı?
Dinimizde böyle bir sıra mecburiyeti yoktur. Denebilir ki: Allah küçüğün kısmetini önce göndermiş, büyüğünki ise ondan sonraya tehir edilmiş!. Bu sebeple kısmeti çıkanın, (şayet çok denk ve münasip bulunuyorsa) evlenmesinde sakınca söz konusu olmaz. Böyle bir denklik ve uygunluk söz konusu olunca büyükler bunu bir saygısızlık manasına almazlar. Kısmeti çıkan evlenir, kısmeti yolda olan da gelinceye kadar bekler!. deyip yardımcı olurlar. (3)
Nikah Tazelenir mi?
Günümüz de camilerde imam komutasında yapıldığı gibi nikah yenilenmez. Zira nikah tazelenirken erkek hanımının vekaletini almak mecburiyetindedir. Bu vekaletde şahitler huzurunda olmalıdır. Günümüzde cami cemaati böyle bir vekalet almamaktadır. (1)
Kısmet beklemelerde yanlış yorumlardan uzak kalınmalıdır. Bazı kimselerde yanlış bir kısmet bağlama anlayışı görülmektedir.
Evham ve su-i zanna kapılan bu kimseler tereddüt etmeden konuşabiliyorlar:
– Kızımızın ya da oğlumuzun kısmeti bir türlü çıkmıyor, çıkınca da anlaşmayla sonuçlanmıyor, bir bahane bulunup iş bozuluyor! Demek ki kısmetini bağlamışlar. Zaten falan ve filan komşulardan da şüphe ediyoruz.. diye hüküm verebiliyorlar.
Halbuki Allah (cc), hiçbir insana bir başkasının kısmetini bağlama imkan ve salahiyeti vermemiştir. Bu sebeple, kısmet bağlanması diye bir olay olamaz. Ama kısmet beklenmesi diye bir gerçek olur.
Demek ki mesele, kısmet bağlanması değil kısmetin beklenmesi meselesidir.
Bu kısmet bekleme meselesini, maneviyat büyüğü İsmail Fakirullah Hazretlerinin verdiği misal, pek güzel açıklamaktadır. Öğrencilerinden birinin eline bir testi verip kuşluk vakti çeşmeye gönderir Fakirullah Hazretleri.
Ne var ki öğrenci çeşmenin başına varınca oradaki çocuklarla oyuna dalar, ta ikindiye kadar oyun sürer. Nihayet gün batarken aceleyle testiyi doldurup döner. Bunca vakittir orada oyuna dalan öğrenciyi bu defa arkadaşları aralarına alıp hırpalamak isterler. Ancak Fakirullah Hazretleri müdahale ederek der ki:
– Neye suçluyorsunuz arkadaşınızı?
– Kuşluk vakti gönderdiniz ikindi üzeri döndü, bizi bu kadar bekletmeye hakkı var mı? derler.
Büyük insan şöyle izah eder geç kalma sebebini.
– Arkadaşınızın kabahati yoktur bu bekleyişte. Çünkü der, çeşmenin başında oyuna dalmaya mecburdu. Kısmetiniz olan su henüz kurnaya gelmemişti, yoldaydı. Başkalarının kısmetini doldurup ta size getiremezdi. Ne zaman yoldaki sizin kısmetiniz kurnaya geldi, işte o zaman oynamayı bırakıp testiyi çeşmeye tutarak kısmetinizi doldurup getirdi. Onun kabahati yoktur, yoldaki kısmetinizi beklemiştir.
İşte, evlenme olayındaki bekleme de, yoldaki kısmeti beklemeden başkası değildir.
Demek ki, kısmet bağlaması yoktur ama kısmet beklemesi vardır.
Şunu hiç unutmamak gerektir ki, Allah yarattığı kulunun kısmetini asla bağlamaz. O kadar bağlamaz ki, dünyada evlenemeden vefat edenleri bile Cennette otuz üç yaşında en güzel bir Cennet genci olarak olarak evlendirir, kısmetini yine karşısına çıkarır, asla kısmetsiz bırakmaz. Onlar da o zaman asla pişmanlık duymazlar dünyadaki bekleyişlerinden dolayı. Çünkü Cennet evliliği dünyadakiyle kıyaslanamayacak kadar özel ve güzel bir evlilik olur.. Bütünüyle mutluluk ve saadet kaynağı halini alır.
Bence burada unutulmaması gereken en mühim nokta şu olmalıdır.
Dünyadaki kısmetini bekleyenler bekleme süresini büyük bir fırsat bilmeli, bu sıralarda kendi özelliklerini geliştirip vasıflarını çoğaltmayı hedef almalı, vasıfsız işçi durumundan çıkıp aranan vasıflı aday özelliğini kazanmalı, kendini bir çok vasıflarla değerli durumuna getirmelidir. Çünkü denklik dünyada da ahirette de esastır. Dünyada vasıflı olanlar Cennette de vasıflılarla evlenirler. Bu bakımdan da kısmet bekleme devresini güzel vasıfları kazanma, çoğaltma devresi olarak düşünmeli, yüksek vasıflılara layık hale gelmeye gayret göstermelidir.
Zaten beklemenin bir faydalı yanı da, güzel vasıflarını çoğalt ikazını yapıyor olmasıdır
Kaynak: Yeni Aile İlmihali, Ahmed Şahin, Cihan Yayınları
İslam da bekarlığa yer yoktur. Eğer bir insan fakirse, onun evlenmesine yardım etmek zengin olan müslümanların görevidir.
"Aranızdaki bekârları, kölelerinizden ve cariyelerinizden elverişli olanları evlendirin. Eğer bunlar fakir iseler, Allah kendi lütfu ile onları zenginleştirir. Allah, (lütfu) geniş olan ve (herşeyi) bilendir."
(Nur Suresi:32)
Allahj Resulu bekar kalmak isteyen Osman bin Mez'ub'a müsaade etmemiş ve ona:
"Dul olarak Allah'a kavuşma" buyurmuştur.
Hz.Ömer:
"Üç gün sonra öleceğimi de bilsem bekar gitmektense evlenmeyi tercih ederim"
Ömer bin Abdulaziz Kufe kadısı Said bin Abdurrahman'a cevabında şöyle der:
"Ordu mensuplarının ücretlerini ödedikten sonra, fazla para kaldığını yazmışsınız. Öyleyse borçlulara borcunu ödeyin ve evlenmeyen fakirleri evlendirin."
İstenen bir kızı istemek doğrumudur?
Allah Resulu buyuruyor:
"Sizden biriniz din kardeşinin dünürlüğü üzerine dünür göndermesin. Dünür gönderen ondan önce vageçinceye yahut kendisine izin verinceye kadar."
Kadın olumlu cevap verdikten sonra dünürlüğü bozmak haramdır.
Kadınlar ikinci eş olmayı neden ve nasıl kabul ediyorlar?
TV kanallarının dinimizde kusur aramak için yaptığı ve oldukça da yüksek reyting yakaladığı programlar, bir yandan İslam'ın dolaylı olarak tebliğine vesile olurken öte yandan bazı kafaları da karıştırdığı muhakkak.
Son programlar İslam'daki çok eşliliği gündeme taşımış, önüne gelen fikir beyan etmiş, İslam Hukuk Metodolojisinden bihaber ama bir miktar dini kültürü olan kimileri çok evliliğin bir ruhsat olmayıp emir olduğunu, hatta çok evliliğin dört eşle sınırlı olmayıp sonradan sınırlandırıldığı iddialarında bile bulunulmuştur..
Bu konuya aslında diyanetin ve ilim adamlarının ciddi biçimde eğilmesi ve topluma aşılanmaya çalışılan şüpheleri izale etmeleri gerekir. Ama henüz bu konuda sadra şifa bir yayın yapılmadığı için tereddütler giderilmiş değil. Geçenlerde bir üniversite öğrencisinin sırf çok evliliği tartışmak için bana gelmesi üzerine aşağıdaki notları düşme zarureti hissettim.
Öncelikli olarak tespit etmemiz gereken nokta çok evliliği İslam'ın getirmemiş olması, var olan çok evliliği dört kadınla sınırlaması, bunu da yapılmadığı takdirde kulun günaha gireceği bir emir olmayıp bir ruhsat olarak belirlemesidir. Hanımı doğurgan olmayan bir kocanın, kısır olan hanımını boşamak yerine doğurgan ikinci bir hanım ile evlenmesi bir ruhsattır. Hanımı hasta olan bir kocanın sağlıklı ikinci bir hanım ile evlenmesi de bir ruhsattır. Savaş deprem ve benzeri afetler sonunda kadınların sayısının ereklerden fazla olması halinde de birden fazla evlilik bir ruhsattır. Bu ruhsatlar dışında çok eşlilik yapılmaz mı? Siz ne derseniz deyin yapılıyor. Üstelik çok yaygın bir şekilde yapılıyor.
Burada, sistemin resmen tanımadığı bir ortamda, karşımıza, "Dinen cevaz olsa bile birden fazla kadınla evlenmek ne kadar sağlıklıdır?" sorusu çıkmaktadır.
Resmi nikahı bulunmayan hanımların genelde mağduriyet ihtimali yüksek olduğu için ben şahsen cevaz olsa bile Türkiye şartlarında birden fazla hanımla evlenmeyi sağlıklı bulmam. Çünkü resmi nikahı olmayan hanımın hukukunu koruyacak resmi hiçbir müeyyide yoktur. Karıkoca arasındaki ihtilaflarda resmi nikahı olmayan hanım özellikle de beyin vicdansızlığı halinde mağdur olacaktır.
İkinci üçüncü veya dördüncü eşler kocanın vicdanından başka hiçbir himayeye sahip değildirler. Dolayısıyla resmi nikahı bulunmayan eşlerin hukukları her an ihlal edilebilir.
Tabi burada sadece erkekleri suçlamak da çok mantıklı değildir. Genelde soru tek taraflı soruluyor. Neden erkekler birden fazla kadınla evleniyor deniyor. Oysa eğer bir sorumluluk varsa erkeğin olduğu kadar kadının sorumluluğu da vardır.
Soru "neden erkekler ikinci kadınla evleniyor ve kadınlar ikinci eş olmayı neden ve nasıl kabul ediyorlar?" şeklinde sorulursa daha insaflı olur.
Şu tespiti de yapmakta fayda umuyorum ki, şehirlerdeki çok evlilikler kırsaldaki çok evlilikten daha fazla sorunludur! Zira, çok eşlilik kırsalda açıktan yürütüldüğü için resmi nikahı olmasa da ikinci üçüncü eş kocasının evindedir ve onun himayesindedir. Toplumun ve çevrenin baskısı ikinci eşin hukukunu korumada çok önemli bir etkendir. Oysa büyük şehirlerdeki çok evlilik genelde gizlidir. Gizli olduğu için de ikinci eş çevrenin desteğinden ziyade gizli ilişki içinde olduğu için güvenilmez ve itimat edilmez konumdadır. Şehirlerdeki çok eşli erkeklerin hepsi değilse de bir çoğu metres hayatını dini nikah ile meşrulaştırma yolunu seçmiş gibidir. Resmi nikahlı eşinden ve ailesinden gizlediği için ikinci eşe seyrek uğranmakta dolayısıyla İslam'ın cevaz verdiği çok eşlilik hukukuna riayet edilmemekte ve hem gizli nikah hem de adaletsizlik sebebiyle beyler sorumlu duruma düşmektedir. Binaenaleyh bu şekilde çok evliliğin - gizli nikah tartışmalı olmakla beraber- dinen cevaz noktası bulunsa bile dindarları rencide edecek bir netice söz konusu olduğu için müminlerin kaçınması gerekir.
İslam hukukunun uygulanmadığı ve haklarının korunmadığı bir ortamda ikinci eş olmayı kabul eden kadınlar, kusura bakmasınlar ama haksızlığa uğradıkları zaman bunun sorumlusu kendileri olacaktır.
Binlerce çiftin dini nikah ile çok eşli olarak yaşadığı ve fiili bir durum oluşturduğu ülkemizde yönetimin ikinci eş konumundaki hanımların hukukunu korumaya yönelik yasal düzenleme yapmaması ise siyasetçilerin üzerinde tartışması gereken bir konudur!
Özetle diyorum ki, hastalık, kısırlık, kadın nüfüsunun erkeklerden fazla olması ve benzeri sebeblerle bir ruhsat olan çok evlilik farziyet gücünde bir emir değildir. Türkiye gibi resmi nikahı olmayan hanımların hukukunun korunmadığı ortamlarda çok evlilikten uzak durulmalıdır.
Bir hanım bu şartlarda bile ikinci eş olmayı içine sindiriyorsa bize söz söylemek düşmez, herkes özgürdür.
Kadının Kocasına Karşı Görevleri
Kocasına karşı saygılı olmalıdır
Birisiyle evlenen kadın artık kocasından başka herkese haramdır, başkasıyla nikah yapamaz, kendisinden ancak kocası faydalanabilinir.
Kadın evlendiği kocasından şart koştuğu şekilde mehir aldıysa onun evine gider ve ona tabi olur.
İslamın caiz gördüğü durumlar dışında ancak kocasının izniyle evden dışarı çıkabilir
İslama aykırı olmayan hususlarda kocasının isteklerini yerine getirir
İslamın tesbit ettiği çerçeve içersinde kocasının terbiye hakkını kabul eder. Kocanın Karısına Karşı Görevleri
Karısına karşı iyi davranmalı
Haklarını gözetmeli
Temel ihtitaçları karşılamalı
Gücü ölçüsünde güzel ve değerli elbiseler giydirmeli
Evin yönetimine ortak etmeli
Üzerine evlenmemeli, çünkü iki evlilik kıskançlık ve geçimsizlik doğurur. "Evde erkek, tende can gibidir; iki tende bir can olmadığı gibi iki kadına da bir erkek yakışmaz."
Kadın üzerine asla baskı ve zorbalık yapmamalı.
Birden fazla evli ise adalet
Sevgili kayınvalideler! Şayet bizim tespitlerimizi onaylıyorsanız lütfen tekliflerimizi dikkate alın ve de yaşayın. Gelin olduğunuz dönemde kayınvalidenizden kaynaklandığını düşündüğünüz ne kadar olumsuz davranış varsa hatırlayın ve siz tam tersini yapmaya başlayın. Siz "çekti" iseniz, geline "çektirmeyin."
- Gelininizi "el kızı" değil, artık öz evladınız olarak görmeye çalışın.
- Gelininizi sevdiğinizi belirtmekten, iyi söz söylemekten korkmayın, şımarmazlar. Özellikle oğlunuzun yanında, akraba, eş, dost arasında onların güzel, farklı özelliklerini vurgulamaktan çekinmeyin. Duyacaklar, sevinecekler ve sizi de seveceklerdir.
- Onları eltileri, kızlarınız ve başka gelinlerle kıyaslamayınız.
- Yersiz "kıskançlık" duygularını uyandırmamak için, gelininizin yanında oğlunuza özel ilgi gösterip gizlice konuşmayınız.
- Tahammül edebildiğiniz hataları görmezden gelip, affediniz. Allah da sever.
- Onun da bir kişiliği ve şahsiyeti olduğunu unutmayın. Onun da bağımsız bir varlık olduğunu kabul edin ve olur olmaz işlere karışmayın.
- Bir hata yaptığınızda özür dilemekten çekinmeyin. Özür dilemekle küçülmez, aksine büyür, güven kazanırsınız.
- Gelininizi olması gerektiği, hayalinizdeki şekli ile değil olduğu gibi kabul edin. Kendi kızınızın kusurlarını örter gibi onun kusurlarını da örtün ki mahşer günü de sizin kusurlarınız örtülsün.
- Gelininizin sahip olmadığı özelliklere üzülmek yerine "sahip olduklarını" düşünerek sevinip, hamd edin. Hoşlanmadığınız gelinden Allah kim bilir ne hayırlar murad etmiştir.
- Mümkünse ayrı evde oturun. Habersiz ziyaretine gitmeyin.
- Oğlunuzun ve gelininizin yaşadığı evin sizin eviniz olmadığını unutmayın. Gelenine, gidenine ve düzenine müdahale etmeyin.
- Torunlarınıza arka çıkarak anne ve babasının vereceği eğitimi bozmayın. Tecrübelerinizi daha uygun bir zamanda ayrıca iletin.
- Bütün gayretlerinize rağmen iletişim bozuk gidiyorsa onların gıyabında hayır dua edin. Hak, şerleri hayra çevirmeye muktedirdir. Belki de sabrınızı deniyor, geçmiş günahlarınızı affediyor ve belki de Allah indinde dereceler kazanıyor olabilirsiniz.
Sizlere içten gayretleriniz için iki cihan saadeti diliyoruz.
Sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında siteye yazabilmektedir, bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir,
yine de sitemizde yasalara aykırı unsurlar bulursanız
bildir@live.com email adresine bildirebilirsiniz, şikayetiniz incelendikten sonra en kısa sürede gereken yapılacaktır.