
Bilseydin ve gelseydin, gecikmiş zamanları anımsatmadan evrenin saati. Adı konmamış kahırların hoyrat kollarındaki çaresiz yalnızlıklarımı bilseydin. Sevseydin… Yitirmekten korkarak tutsaydın ellerimi. Çoğu zaman boğazımı yırtan yutkunmalarımda neleri gizlediğimi kim anlar sanıyorsun? Senin anlamadığını kim anlar sevdiğim?
Gel sevdiğim! Bir sevgilinin nasıl sevilebileceğini aşkın tarihine yazdırmama izin ver. Ki sen benim kaç zamandır beklediğimsin. Ses vermeden duvarlardaki hayallerde birçok gece tadımlık yaşadığım sevgilisin… ÖZLEDİĞİMSİN…
Ortaçağ zindanlarında gün yüzü görmeyi bekleyen bir mahkum gibiyim kilit, kilit üstüne… Yokluğunda her yer küf kokar; gözlerim duvarlardan nemlidir. Nice anahtarlar denediler, şifreyi bilmezlerdi. Yanılmaktan başka seçenekleri yoktu. Kelebekler uçurdum sana doğru, umut sandım…Hiçbiri seni bilmezmiş, aldandım.
Ben beklerim de ömür sınırlıdır, bir gün bedenler düşer toprağa. Çaresizlik varsa budur…
Gel sevdiğim! Uzat elini bana. Günü geldiğinde, gerekirse senin için gözümü kırpmadan nasıl can vereceğimi gördüğünde ağlama ama.Sen hiç ağlama...
Var olduğum kadar, var olduğun kadar gerçektir ki SENİ SEVİYORUM…
Gece.Yine kendime kaldığım binlerce geceden bir gece ve sağır duvarlarda senin dalga dalga hayalin, gülümsemeleri karanlıklarda yitip giden. Bütün aynalar kendiliğinden kırılmış; yalnızca sağır duvarlarda senin dalga dalga hayalin…Bir ses beklemek senden.Soluk beklemek. Suskunluğun en acımasız zamanlarındayım. Hiç bu kadar uzun susmadın sevdiğim. Hiç bu kadar uzun gitmedin bilmediğim yerlere, gözlerimi götürmeden yanında…
Yaşamın en büyük çelişkilerinin pençesinde gelişen bir aşkta sevinçler aramak varmış,nereden bilirdim? Seni aramak varmış zamanın bir yerinde öylece çaresiz. Sevmek, sonrasız bir eylem olabilir miydi sence? Aykırı bir yaşamsa aşk, ben her bedele razıyım, anla bunu. Senin uzaklıkların benim yakınlıklarım olmuşsa ne gelir elden? Bir ses beklemek senden. Soluk beklemek, Sevdiğini söylemesen de olur.Sevilen kahrı taktir buyurmuşsa, sevene düşen çaresiz boyun eğmektir, söyledim sana. İlk kez bu kadar çok üşüyorum. İlk kez bu kadar çok vuruyorum kendime.Her yeni gün, yokluğunu farklı boyutlarıyla yaşatıyor bana…
Sesini sesimle, seni kendimle bütünleyip aşkı yaşıyorum. Sensin seni yaşıyorum…Bu kentte hiç bu kadar gidip gelmedim kendimden başkalara. Bütün karanlıklar da ışık yüzünle sen, beklenmedik karşımda. Bu hangi sahne, kaçıncı perde ve sen hangi sensin, böyle uzak yakınlıklarda, söyle bana?Aramızdaki kilometrelerin metrelere dönüşeceği günü düşündükçe seviniyorum; bir gün için olsa da. O günü bekliyorum. Geçen o ayları tek bir güne sığdıracağımıza eminim….
Sana minnettarım. Benim için bulunmaz bir dostsun. Biraz sıkılsam hemen seni aramak geliyor içimden, artık vazgeçilmez oldun.Yollar yürümek; yollarda seni yürümek, sana yürümek her akşam bastığında kentin kaldırımlarına. Seni aramak, bütünlemek için içimdeki seninle, suretini…Tatmak için bir ömürboyu…
Ben hergün akşamı bekliyorum. Bakışlarım bulunduğun kente giden yollara dalıyor; seni görmelere yanıyor içim… Hep “üzülme” diyorsun. Yokluğunun bana neler ettiğini ne zaman anlayacaksın? Kentin hiçbir kaldırımında sen yoksan da hayalin yine sensiz bırakmadı beni. Seni tanıdığım ilk günden beri her günüm böyle başlıyor. Akşamlar böyle geliyor. Sonrası gecedir…Kaç kez gittim senden.
Yenilgiler yalnız yaşanırdı ve sen her zamankinden daha çok yoktun.
Sensizliğin hiçbir türüne alışamadığımı bilirdin, ama yoktun. Her zamankinden daha çok yoktun ve benim sana vurgunluğumda kesilmemiş cezalara karşı nasıl savunmasız olduğumu bilirdin… Kaç kez gittim senden. Yine sana döndüm, her defasında sana döndüm, zemherilerde yere düşürülmüş bir çiçek kadar çaresizdim, üşüyordum ellerin olmayınca tenimde…. Yenilgiler yalnız yaşanırdı ve sen her zamankinden daha çok yoktun… Kaç kez gittim senden. Kendimden gittim. Tanımlanmamış yenilgilerimde tek bedel sensizlikti de ben sensiz yapamazdım; yaşayamazdım iflasını gözlerimde.
İşte bu yüzden, yalnızca bu yüzden kaç kez yine sana döndüm. Kendimle döndüm, sen olmadın. Her yeni buluşmada biraz daha benimdin ve sen her zamankinden daha çok yoktun. Kim bilir hangi mevsimlerde unutulmuş bir şarkıydı dudaklarını kanatan. Yanlış basan notalarda ben hiç olmadım, saklama sakın…
Kaç kez gittim senden. Kendimden gittim, sonunda. Tanımlanmamış yenilgilerdi. Bedeli sensizlikti de ben sensiz yapamazdım, yaşayamazdım iflasını gözlerimde. Sen uzaklarda kendini arardın; benim yakınlıklarımsa yalnızca sanaydı…..
Yanlış kurulmuş denklemlerde çözüm aramak yakışmazdı sana. Olmazdı sevdiğim…. Her sözün ayrılık üzere fermanlardı ve sen her zamankinden daha çok yoktun.
Ben her gün akşamı bekliyorum. Işısın diye gözlerin korkularıma. Senin olmak için bekliyorum; kimseye hesap vermeden yaşamak için seni, sağmak için gecenin koynundan unuttuğumuz ne varsa…..
Ben her gün akşamı bekliyorum. Yaşam boyu en çok özlediğimi bekliyorum. Seni bekliyorum, ufuklarda kararıyor bakışlarım. Adını yazıyorum pencerenin buğusuna, ve yine geliyorsun, gözlerini sarıp da yüzüne… Ben her gün akşamı bekliyorum. Geleceksin, biliyorum ve yine gideceksin. Söz versen de gideceksin, bırakıp da beni bana. Gideceksin, seni yeni bir akşama ısmarlamaktan başka seçenek tanımadan gözlerime.
Sor ki, bu kaçıncı yenilgidir, suskunluklarımda… Yokluğun, varlığına dönüşmemek için direniyor. Yaşaya biliyorum yine de. Farkına bile varmadan olmazı olur yapıyorum. Yokluğunda başlayan bir günün yine yokluğunda bitmesine hiç alışamadım…!!
Seni yokluğunda sevmek, aykırı sorulara aldırmadan biraz da. Adı konmamış aldatmalara aldırmadan, kendimle yaşadığım. Kendime ilişkin yaşadığım; yok olmak pahasına, var olduğum değerleri unutmaya zorlayarak beynimi. Yalnızca sevmek seni, tek bildiğim bu hiçe sayıp bize öğretilen her şeyi birden….
“Ayrılık, ölümden acıdır” denir. Ölümde, yitirdiğimizi yeniden bulma umudumuz hiç yoktur. Ayrılığı daha acı yapan etken, yaşamın yitirdiklerimizi yeniden görmek adına umut vermesine karşın, güvence vermemesidir. Ayrılığı farklı yapan, umuttur. Acı, bu umuttan beslenir.
Su içmeden kaç gün yaşarım ki? Güneş olmazsa, gündüzler olmaz. Yıldızlar ışımaz uğultulu gecelere. Ağaçlar meyve vermez, başak tane tutmaz.
Bir aykırı direniştir yaşamak
Suya bir taş atınca yalnızca taşın düştüğü yer değil, o yer merkez olmak üzere geniş bir dalga oluşmaz mı? Güneş sönerse, yıldızlar ışıksız kalmaz mı? Sevgi dervişi her insan bir güneştir; çevresini ısıtır. Benim güneşim sensin de herkes beni güneş sanır. Senden beslenirim de açlığımı bilmezler. Gün gelecek, ben olmayacağım artık, unutma bunu… Sensizlik iyice dayanılmaz olduğunda, sesini bir an duyabilmek için telefona her defasında korkuyla sarılan o sevgili olmayacak, içinde nice zamanları aşıp biriktirdiği umut adına ne varsa, apansız tüketen bir anlık susmalarında.
Felaketler utanacak yaşanmışlığından…. Yağmur taneleri cama vururken, en çok yağmur taneleri cama vururken, anılar yürüyecek üstüne. Sen anılara yürüyeceksin. Beyninde tokat gibi patlayacak yokluğum ve yanaklarını çizen ıslaklar. Bir aşk daha, şarkılarda kalan. Şarkılara kalan…
Kaç dolunay, denizin gece rengi sularıyla sevişip yakamozlar üretti kendiliğinden. Zamansız rüzgarlarda savruldu saçların. Kaç mevsim geçti üstünden, belki gelmezsin… Belki de alışacağım yokluğuna, en kötüsü bu. Nice bedel ödeyerek taşıdığım anılara daldığımda, dudaklarımda beklenmedik bir gülümseme olacak, nedenini kimselerin bilmediği…..
“ Önce mutluluk kaynağımdın, sonra yaşam kaynağım oldun. Şimdi ise yaşam kaynağım ve bilinmezimsin……”
Belki de alışacağım yokluğuna, en kötüsü bu. Artık ellerinin sıcaklığını duymak için çıldırmayacağım gecenin gizemli saatlerinde, hayalin gidecek gözlerimden….
Belki de alışacağım yokluğuna, En kötüsü Bu….